Radyasyon tedavisi

Radyoterapi – Işın Tedavisi

Işın tedavisi, şua tedavisi ve radyasyon tedavisi olarak da adlandırılan radyoterapi (RT), kanseri tedavi etmek için ilk olarak bundan yaklaşık 1 asır önce kullanılmıştır. O zamandan bu yana bu yöntemin etkinliğini artırmak ve yan etkileri en aza indirmek için teknolojik olarak büyük ilerleme kaydedilmiştir.

Giderek daha yaygın bir şekilde radyoterapi, tümör kontrolünü ve yaşam kalitesini artırmak ve yan etkileri azaltmak için, cerrahi ve sistemik tedavilerle birlikte kullanılmaktadır. En iyi tedavi sonuçlarına her bir hasta multi-disipliner bir kanser tedavi ekibi tarafından değerlendirilerek ulaşılır. Bu ekipte radyasyon onkoloğu, medikal onkolog, cerrah ve diğer uzmanlar bulunur.

Radyoterapinin birçok farklı uygulama şekli ve amacı vardır:

  • tek tedavi olarak,
  • sistemik ajanlarla birlikte,
  • ameliyattan önce veya sonra, mikroskobik boyutta tümör kalma iltimalini minimanize etmek için,
  • hastalık ileri evrede olduğunda destek amaçlı

Tedavi süresi tek seanstan, 8 haftalık günlük uygulamaya kadar değişebilir. Her bir farklı hasta için teknik, doz, beklenen faydalar ve yan etkiler tanıya ve tedavi bölgesine göre değişebilir.

Tümör dışındaki sağlıklı organların korunması onkolojinin önemli konularından biri haline gelmiştir (organ koruyucu tedaviler). Meme ve gırtlak kanseri gibi belli kanser türlerinde tüm organın çıkarıldığı radikal ameliyatlar yerine, sadece tümörün çevresinde bir miktar normal doku ile birlikte çıkarıldığı ve takibinde adjuvan (koruyucu) radyoterapinin uygulandığı hastaların uzun dönem sonuçları birbirine denktir. Hatta beklendiği üzere organ koruyucu işlemler daha az yan etki sunmaktadır.

Radyoterapi Nasıl Etki Eder?

Klinisyen tarafından özgül olarak belli bir alanın hedeflendiği bu tedavi yönteminde kanserli hücreleri öldürmek için radyasyon enerjisi kullanılır.

Radyoterapi, atomları iyonize etme yoluyla kanser hücrelerinin DNA'sına hasar verir (DNA çift sarmalında kırılmalar).

Tedavi verilen alanda hem kanserli hem de normal hücreler radyasyonun iyonize edici etkisine maruz kalır. Fakat normal hücreler radyasyona bağlı oluşan DNA hasarını tespit ve tamir etmede daha hızlıdır. Kanserli hücreler ise çoğalma odaklıdır, büyüme ve çoğalmada daha hızlıdır ve bu nedenle DNA hasarlarını tamir etmede normal hücrelere göre dezavantajları vardır. Bununla birlikte normal dokuların radyasyona dayanabilecekleri maksimum total doz limitleri vardır. Burada denge iyi ayarlanmalıdır. Radyasyonun total dozunun günlük küçük dozlara bölünmesi (fraksiyon), normal dokuların kendilerini tamir etmesine olanak verir.

Radyoterapi teknikleri 3 ana başlıkta incelenir:

  1. Eksternal (dıştan) radyoterapi
  2. Brakiterapi (içten radyoterapi)
  3. İntraopetarif (ameliyat sırasında) radyoterapi

Brakiterapi (içten radyoterapi)

En sık uygulanan radyoterapi yöntemidir. Hastanın dışında bulunan bir radyasyon kaynağı (eksternal beam) kullanılır.

İyonize edici radyasyon üretmek için elektron veya proton gibi yüklü parçacıkların hızlandırılması veya Kobalt-60 kullanılır. Lineer hızlandırıcı: bu cihazda elektronlar daha yüksek enerjiye ulaşmaları ve X-ışını (fotonlar olarak da bilirnir) halini almaları için hızlandırılır. Çeşitli enerjilerde foton veya elektron ışınları üretebilir, ve bunların çıkışı gelişmiş bilgisayar kontrolleri ile yönetilmektedir.

Fotonlara karşı elektronlar: fotonlar daha derin dokulara ulaşabilir ve iç organların kanserlerinde tercih edilir. Elektronlar sıklıkla meme ve cilt kanserleri gibi yüzeysel tümörlerde tercih edilir, böylelikle iç organların hasar almasının da önüne geçilir. Sıklıkla fotonlar ve elektronlar en iyi tümör ve normal doku doz dağılımına erişmek için kombine edilirler.

Eksternal (dıştan) radyoterapi

Brakiterapide, radyasyon kaynağı tedavi alanının yanına veya içine yerleştirilir. Özellikle prostat kanserlerinde ve rahim ağzı (serviks) kanseri gibi jinekolojik malignitelerde tercih edilir.

Örnek olarak bölgesel (erken evre) prostat kanserinde brakiterapi bir tedavi seçeneği olarak karşımıza çıkmaktadır. Düşük doz oranlı (low dose rate = LDR) sistem tek seferde hastaya uygulanmaktadır. Radyoaktif kaynaklar ultrason eşliğinde prostat bezine kalıcı olarak yerleştirilir. Bu kaynaklardan yavaş radyasyon yayılımı aylar içinde gerçekleşir.

İntraopetarif (ameliyat sırasında) radyoterapi (IORT)

Cerrahi sırasında radyasyon uygulamasıdır. Dıştan radyoterapi uygulamasının normal dokulara zarar verme gibi getirdiği bazı sınırlamalar konusunda avantajları vardır. Ameliyat sırasında tek seans olarak uygulanır ve uygulama dozu o an için görüntülenemeyen yapılar (sinirler, sabit organlar) ile sınırlıdır.

Eğer kanserin bölgesel olarak yineleme ihtimali yüksek ise (cerrahi sınırlarda tümör olduğu ameliyat sırasından alınan patoloji örneği (frozen) ile gösterilirse veya tümör tam olarak çıkarılamamışsa) IORT uygulama kararı ameliyat sırasında alınabilir.

Uygulama alanı çoğunlukla kasık ve karın içi bölgesi kanserleridir. Bununla birlikte, tek doz olarak uygulanan IORT ile yeterli tümör kontrolü çoğunlukla sağlanamaz ve bu tedaviyi dıştan radyoterapinin tamamlaması gerekir.

Tedavi Planlaması

Tedavi planı;

  • Hastanın dikkatli bir şekilde sabitlenmesini,
  • radyasyon uygulanacak alanın bilgisayarlı tomografi (BT) veya manyetik rezonans görüntüleme (MRG=emar) gibi radyolojik yöntemler ile belirlenmesini, ve
  • doz ve uygulama sıklığının hesaplanmasını içerir.

Farklı tümörlerin radyoterapi duyarlılıkları da farklıdır. Örneğin, lenfoma ve bir testis kanseri çeşidi olan seminom radyoterapiye son derece duyarlı (radyosensitif) ve radyoterapi ile tamamen tedavi edilebilecek kanser türleri iken; cilt kanseri malign melanom ve yumuşak doku sarkomları radyoterapiye dirençlidir (radyorezistant) ve bu tümörlere etki etmek için daha yüksek doz ışına ihtiyaç duyulur.

Tedavi Planlaması

Radyoterapi süresince veya sonrasında hastaların deneyimlediği yan etkiler büyük oranda tedavi edilen anatomik bölgeye bağlıdır. Aynı zamanda toplam doz, her bir fraksiyondaki doz, dokuların radyoterapi duyarlılığı gibi faktörlerle ve diğer kanser tedavileriyle (kemoterapi ve cerrahi) de ilişkilidir.

Genel bir kural olarak, radyoterapi süresince dokular şişer. Buna bağlı olarak hedef dokuda ödem görülür. Çoğu akut (ani başlangıçlı) yan etkiler önceden beklenen ve radyoterapinin yapıldığı bölgeyle sınırlıdır. Abdominal (karın) bölgesine radyasyon mide bulantısı ve kusma gibi yan etkilere sebep olur. Baş ve boyun bölgesine yapılan radyoterapiler ağız ve boğaz yaralarına neden olurken, toraksa (gövde) yapılan radyoterapi yemek borusu (özofagus) iltihaplanmasıyla sonuçlanabilmektedir. Bu durumlar sırasıyla disfaji (yutmada güçlük), ağızdan besin alımında azalma ve dehidrasyona (su kaybı) neden olmaktadır. Pelvik (alt karın) bölgesine radyoterapi üriner (idrar yolları) ve bağırsak değişikliklerine yol açmaktadır. Ödem ve dokudaki irritasyon (rahatsızlık) tedavi sonrasında azalmakta, akut yan etkiler büyük oranda kaybolmaktadır.

Zaman içerisinde radyasyon onkolojisinde kullanılan teknoloji de gelişti ve daha hassas hale geldi. Tarihin ilk dönemlerinde kullanılan X-ışınlarından sonra yüksek enerjili fotonlar, elektronlar, proton ve nötronlar da kullanılmaya başlandı. Ayrıca bilgisayar ve elektronik alanındaki teknolojik gelişmeler sayesinde de tedavi planlama ve uygulamada mükemmele yakın bir seviyeye ulaşıldı.